Güzel kimdir ya da nedir? Güzel kızların özelliklerini sayabilir misiniz? Güzel bir fotoğrafın nitelikleri madde madde sıralanabilir mi; sıralanmalı mıdır? Bu soruya pek çok farklı cevap verilebilir. Hepimiz aynı kimseye aşık olamadığımıza göre mutlak ve evrensel estetik kurallar bulmak zor olacaktır. Gene de oluşturduğumuz kültür yapısında bazı ortak değerlerin var olduğunu gözlemliyoruz. Surat simetrisi, ince bel, dolgun kalçalar (erkeklerde geniş omuz) bugün birçoğumuz tarafından güzellik ölçütü olarak kullanılıyor.(Fotoğrafa geri dönebilir miyiz) Bu ölçütler sabit değil; zaman ve mekanla değişmekteler. Fotoğrafçılıkta da aynı türde değerlendirmeler yapmamız mümkün. Birazdan anlatacağımız bazı temel estetik kabullerin zamanla değişebileceğini göz önünde tutmamız gerekiyor. Kabul kelimesini kullanmamdaki sebep de bu kıstasların belli bir uzlaşmanın sonucunda ortaya çıkmış olmaları. Tarihte pek çok kez bu kabullere tepki olarak ortaya çıkmış sanat eserleri de vardır. Örneğin Dadaizm ve Futurizm, kabaca, modern toplumun toplu uzlaşımlarına bir tepki olarak ortaya çıkmışlardı. Üstelik bu akımlar sanat tarihini de etkilemeyi başarmışlar, daha pek çok akımın doğmasına da öncülük etmişlerdir.(İşte genel kültür…)
Biz de aşağıda fotoğrafçılıkta kabul edilmiş olan bazı kıstaslardan bahsedeceğiz; ancak bunların sabit kurallar olmadığını belirtmek istiyoruz.
BELİRGİNLİK:
Bir iletişim aracı olan fotoğrafın, mesajını en okunaklı biçimde ortaya koymasıdır belirginlik. Anlatılmak istenenin açıkça ortaya konmasıdır. Kolay görünen bu özelliğin hakkını vermek zordur aslında. Anlatmak istediğimizin anlaşılabilmesi belirginlik prensibinin var olduğunu gösterir. Zamanlamamız, bakış yönümüz, bakış uzaklığımız belirginlikte önemli rol oynarlar. Bunun dışında hatalı pozlanmış fotoğraflarda belirginliğin önemli ölçüde kaybolduğunu söylememiz gereksiz. ( O zaman söylemeseydin keşke) “Ne bu?” sorusuna muhatap olan bütün fotoğraflarda belirginlik ilkesi bilerek ya da bilmeyerek eksik bırakılmıştır.
SADELİK:
Bu deyimle mümkün olduğu kadar az elemanla anlatmayı denemek amaçlanıyor. Buna az ve öz söylemek de diyebiliriz. ( bunu bu yazıda da uygulasan ne güzel olurdu, değil mi?) Ana konunun dışında anlatımı destekleyen ve çevreyi yansıtan ikinci derece öğelerden sadece vazgeçilmez olanları tutulmalı, ötekiler çerçeve dışında bırakılmalıdır. Bu ayıklama işlemi elbette kolay değildir. ( Hiçbir binaya, çekilir misiniz oradan, diyemeyiz.) Başka bakış noktalarını deneyerek olabildiğince sade bir fotoğraf elde etmeye çalışırız. Bazen gereksiz bir ayrıntının çerçeve dışına çıkmasını da bekleyebiliriz. (Sevgilimizin fotoğrafını çekerken çerçeve içindeki bir angutun durup bizi seyretmesi mesela…)
Konuya uzaklığımız azaldıkça ve diyafram açıklığı büyüdükçe fotoğrafımız sadeleşir. Bir diğer yöntem ise geniş açılı bir objektifin yardımıyla öndeki cisimlerin büyüklüklerini abartmak, bu yolla arka planı daha az dikkat çeker bir konuma getirmek de sade bir fotoğraf elde etmemize yardım eder. Sadeliği sağlamanın daha pek çok yolu vardır. Hatırlanması gereken, ana konuyu desteklemeyen görüntülerin olabildiğince çerçeve dışında bırakılmasıdır.
ŞEMALAR:
Çerçeve içinde karmaşık olarak duran öğelerin belli bir düzene sokulması ve okunaklı bir şemaya dönüştürülmesi de bir anlamda sadeleştirmedir. Düzenlemeyi az, hatta tek ögeye indirgeyen tavırdan farklı olarak burada kullanılması zorunlu çok sayıda öge ile bir basit biçim oluşturulması amaçlanır. Bunun amacı insanların kolay algılamasını sağlamaktan ibarettir. Anlaşılması uzun zaman alan fıkralara gülünmediği gibi, kolay çözülemeyen düzenlemelere ya da düzensizliklere ilgi duyulmaz. Düzenleme genellikle rahat algılanabilir bir şema etrafında örülmelidir. Rasgele çekilen bir fotoğrafta sonradan gizli şemalar keşfedip insanların bunu anlamasını beklemek boşunadır. ( Büfok dilinde buna “kanırtmak” diyoruz.) Üçgenler, S şekli, V şekli kolay anlaşılan şemalardır.
RİTİM:
İçimizdeki en köklü duygulardan biridir. (Cinsellikten sonra elbette, aslında cinsellikte de belli ritimler vardır.) Bir cismin tekrarlanan görüntüsü ya da peş peşe benzer elemanların dizisi, aynı elemanların tekil görüntülerinden daha etkileyicidir.
Ritmin görüntüye zenginlik katmasından başka bir işlevi de doğrultu ve yön göstermesidir. Örneğin yol boyunca dizilmiş ağaç gövdeleri yolun doğrultusunu, yol yüzeyinden daha etkili bir biçimde belirler. Normalde düşeye yakın duran buğday başakları gövdelerine göre hangi tarafa yatmışlarsa bu, rüzgarın o tarafa doğru estiğini gösterir. Bu izlenimi bir tek başak da verebilir; ama çok sayıda yana yatmış başak sanki rüzgar daha da güçlüymüş izlenimi verir. Ritim bozuklukları da aynı şekilde çarpıcı bir etki yaratabilir. (Uygun adım yürümeyen bir asker)
UYUM:
İki ya da daha çok genin birbirini desteklemesi, sonuçta da anlatıma güç katması halidir. Ritimde tekrarlamalarla sağlanan bu destek armonide ( yani uyum ilkesinde) benzer ya da uyumlu ilkelerin bir arada kullanılması ile olur. Renk, ton, biçim, büyüklük vs. uyumu fotoğrafa bir zenginlik kazandırır. Örneğin mavi renge uyum yapan, renk çarkında onun karşısında yer alan sarı değil, komşuları yeşil ve mordur. Bu örnekler çoğaltılabilir. Aynı şekilde zıt biçimlerin veya renklerin ustalıkla kullanılması da mümkündür.
KONTRAST:
Birbirini çelen, büsbütün belirginleştiren, ya da birbirinin etkisini karşılayan
karşıt öğeler arasındaki ilişkidir. Büyüklük kontrastı, hareket kontrastı, biçim kontrastı, ton ve renk kontrastı belli başlı türlerdir. Kontrast kelimesinden sadece koyu fon önde açık figür ( ya da tersi) anlaşılmamalıdır. Örneğin karşıt yönde hareket eden cüceyle basketçinin büyüklükte ve hareket unsurunda kontrasta sahip olduklarını hiç zorlanmadan fark edebiliriz ( gerçi iğrenç bir örnek oldu).
IŞIK:
Işık çoğunlukla fotoğrafı çekilen unsurlardan biri değildir; ama her fotoğraf belli bir ışıkla vardır. Konunun günün hangi saatinde, ışığa göre hangi yönde çekildiği, kompozisyonumuzu etkiler. Bir binanın sabah ve akşam çekilen fotoğrafları farklıdır. Aslında bu bizim tarzımızı da ortaya koymamızı sağlar. (Gönenç’in güneş fotoğrafları)
A- Cephe Işığı: Işık tam arkamızdadır. Üçüncü boyut (rölyef) izlenimi zayıftır. Görüntü yüzeyseldir.
B- Ters Işık: Işık tam karşınızdadır. Cisimlerin sadece ışık almayan yüzleri görünür. Kontrast çok yüksektir.( Açık fon-siyaha yakın figür) Rölyef etkisi az, fakat peş peşe cisimler arasındaki plan farkları çok belirgindir.
C- Yan Işık: Işık sağımızdan ya da solumuzdan gelmektedir. Derinlik etkisi çok güçlüdür. Renkler parlak ve doygundur.
Işık çok farklı açılardan gelebilir. Bunların ayrıntılarına burada girmek imkansızdır.
Bunun yanında ışık doğal koşullara bağlı olarak da farklılık gösterir. Yağmur sonrasında veya siste var olan ışığın özellikleri açık havadaki ışığın özelliklerinden farklıdır. (Yağmur sonrasında atmosferin toz ve su buharından arınmış olması sebebiyle keskinliğin artması)
PERSPEKTİF:
Değişik uzaklıklar cisimler arasında değişik büyüklük oranları vermektedir. Bu oranlarla kendi konumumuzu ve/veya objektifimizi değiştirerek oynayabiliriz. Örneğin bir binanın hatlarının fotoğrafımızda hangi yönde olacakları perspektifle ilgilidir. Hafif yandan çekilen bir binanın görüntüsüyle tam karşıdan çekilen binanın hatları aynı doğrultu da olmayacaktır. Yandan çekilen binanın bizden uzaklaşan tarafındaki boyut farkı daha belirgindir. Yatay çizgiler birbirine daha hızlı yaklaşır. Perspektif ilkesi fotoğraflara derinlik hissi vermemize yardımcı olur.
ORANLAR:
Konuyu ortalama ya da simetrik yerleştirme belki de ilk akla gelen oranlamadır. Üç elemanlı simetrinin bir ayrıcalığı vardır. Enine ya da boyuna üçe bölünmüş dikdörtgende ortada bir eksen çizgisi görülmez, buna karşı bir orta bölüm vardır. Bu merkez bölümü destekleyen iki yan bölüm ilgiyi merkezde yoğunlaştırır. İkilik birliğe yönelmiş olur. Ortada bir esas, kenarda iki küçük elemandan oluşan düzenleme ise, üçlü simetrinin bir aşama daha yapmış biçimidir. Güncel bir örnek vermek gerekirse, bir deniz görünümünde, ufuk çizgisinin çerçevenin 1/2’si yerine 1/3’ünden geçmesi yeğlenir. Bu oranlar hem yatay hem düşey için geçerlidir. Antik sanatçılar, özellikle mimarlık dalında, oran sorununa büyük ilgi duydular. Bir yüzeyi parçalamak söz konusu olduğunda, iki yerine üç; dört yerine beşe bölünmesi yeğlenir. Böylelikle insan gözü şekli ortaladığı zaman gözü bir çizgiye değil, bir dilime rastlar. Altın kesim adı verilen bu oranların uygulaması özellikle mimarlık yapıtlarında izlenebilir.
Boş bir çerçeve içine ana konu niteliğindeki bir figürün yerleştirilmesi için yaklaşık yöntem bu çerçeveyi yatayda ve düşeyde üçe bölen iki yatay, iki düşey çizgi çekmektir. Bu dört çizginin kesim noktalarında dört kritik bölge oluşur. Bu noktalardan altta ya da üstte olanı ( sağda veya solda) ana konunun, özelliğine göre, yerleştirilebileceği en uygun yerdir.



